Tarihçe – GW2 Öncesi

Charr İstilası ve Yok Edicilerin Yıkımı

Abaddon’un düşüşü ve Kormir’in tanrılığa yükselişinden üç sene sonra SS 1078’de, Kadim Ateş Ejderi Primodus hareketlenir fakat uyanmaz. Bu hareketlilik Tyria kıtasının yer altını kısmının Primodus’un hizmetkarları olan Yok ediciler (Destroyers) tarafından istila edilmesine neden olur. Bir çok yeraltı ırkı yeryüzüne kaçmak zorunda kalır. Bu ırklardan biri vardır ki, yüzeye çıkmalarının Tyria tarihinde önemi büyüktür: Asuralar.

Yok edici ordularının kontrolü cücelerin kadim düşmanı olan Büyük Yokedici’nin(The Great Destroyer) elindeydi. Primodus’un şampiyonlarından biri olduğu varsayılan bu varlık, bütün Tyria yer altı bölgesini eline geçirmeyi ve cüceleri kendi tabiri ile ”dönüştürmeyi” planlıyordu. Tyria’daki bir çok ırk bu tehdit ile yüzleşmek için birlik oldu.

Cüceler, bir cüce tarikatının eline geçmiş olan Büyük Cüce’nin Topuz’unu(Hammer of the Great Dwarf) ele geçirmek için uğraşmışlar ve başarılı olmuşlardır.

Elinde topuzu ile son cüce kralı olan Jalis Ironhammer, büyük bir ritüel gerçekleştirmiş ve bütün cüceler yok edicileri durdurmak adına isteseler de istemeseler de kendi hayatlarını feda etmiştir. Ritüel sonucunda tamamen taşa dönüşmeye başlayan cüce ırkı, yer altına inmiş ve sonu gelmeyen yok edici akınına karşı savaşmışlardır. Hala savaşmakta oldukları bilinmektedir.

SS 1079 yılında Beyaz Pelerinlere karşı yapılan, Kryta iç savaşı bitmiş ve Prenses Salma tahtına oturmuştur. Bütün mursaat ırkı yeryüzünden silinmiş ama Uğursuz Lazarus kaçmıştır. İleride bütün Kryta’daki en büyük askeri güçlerden birine dönüşecek olan Seraph Organizasyonu, Kraliçe Salma tarafından kurulmuştur.

Charrların istilası son sürat sürerken, Kral Adelbern eski Ebon Koruyucularını (Ebon Vanguard) geri çağırmış ve Ebonhawke ismindeki muazzam büyüklükteki yapıyı kurmuştur. Bu geri toplanan organizasyon savaş boyunca insanların Charrlara karşı kullandığı en büyük güçlerden biri olmuştur. Kraliçe Salma, bütün Kryta kıtasındaki insan uygarlıklarını tek çatı altında kendisine bağlar. İnsanlar hiç olmadıkları kadar birlik ve dayanışma içinde olsalar da, charr istilasını durdurmakta başarısız olmaya devam etmektedirler.

Ascalon şehrinin savunmaları artık daha fazla dayanamayacak durumdadır. İmparator şehre son saldırıyı düzenlemeden önce özel suikatçilerden oluşan bir lejyon olan Ateşgölgesi Lejyonu’nu (Fireshadow Legion) çağırır ve onlara şehre sızıp Kral Adelbern’ü öldürme görevi verir. İmparator bu suikastın başarılı olması durumunda insanların moralinin düşeceğini ve şehri daha rahat alabileceğini düşünmekteydi.

Devamındaki gece bu suikastçilerin kumandanı olan Frye Fireburn ve komutasındaki suikastçiler saraya sızarlar. Kralın odasına geldiklerinde ise kralı değil, onun soylu hizmetçisi Savione’yi karnına bir bıçak saplanmış halde bulurlar. Savione gelen charrları kralın deliliğine karşı uyarır.

Onu… onu durdurmalısınız.

Kral kahrından dolayı delirdi ve büyük bir büyü kullanmayı planlıyor. HEPİMİZİ ÖLDÜRECEK.

Adelbern şehrin dışındaki büyük lejyonları gördüğünde umutsuzluğa kapılmıştı. Biz… biz elimizden geldiğince kuşatmayı durdurmaya çalıştık. Fakat kuşatmaya katılan son büyük charr ordusunu gördüğünde, sonumuzun geldiğini Adelbern de, biz de anlamıştık. Bana ”Artık bu bir kuşatma değil Savione, bu bir muharebe. Ellerimiz bize ihanet edebilir, ama irademiz ve ruhumuz asla. Kılıçların başarısız olduğu yerde, büyü asla başarısız olamaz.”

Kral, Orr şehrinden getirilen bir kılıç… büyük bir kılıç, onu eline aldı ve dedi ki ”Uzun zamandır Magdaer’in içinde başka güçlerin olduğunu biliyordum; tanrılardan kalan güçler. Biz Ascalonlular lanetlenmiş olabiliriz, ama ASCALON SONSUZA KADAR YAŞAYACAK.”

Savione

Charrları kralının deliliği ve planı hakkında uyardıktan sonra, onu taht odasında bulabileceğini söyler. Fyre görevi iptal eder ve İmparator’u uyarmak için son sürat kuşatmaya döner. Fakat İmparator Fyre’yi dinlemez, yüzüne tükürür; onu ve komutasındaki bütün askerleri kazıklara koyarak Ateş Lejyonu’nun muhteşem zaferini izlemelerini ve bunun bir parçası olamayacakları için utanç duymalarını ister.

Charr ordusu en sonunda surları yıkar ve şehre akın etmeye başlar. Charrlar Büyücü-Kral Adelbern’ün kılıcı Magdaer ile birlikte şehrin en yüksek kulesinin tepesinde bulurlar. Kral kılıcını havaya kaldırır ve önündeki taşa saplar. Bu saplamanın sonucunda beyaz bir alev kılıçtan fışkırmaya başlar. Bu alev devasa bir boyuta ulaşan bir fırtınaya dönüşür ve bütün şehri charr insan ayırt etmeden yakıp kül eder. Bütün şehir bir kül yığınına dönüşmüştür. Ayrıca büyü yüzünden yanan insanların ruhları sonsuza kadar Ascalon şehrinde tutsak kalmıştır.

Bütün bu olanları izleyen Fyre ve askerleri, karşılarında gerçekleşen bu olayın dehşeti yüzünden kürklerinin rengini kaybeder. Fyre kazıktan kurtulur ve bütün askerlerini de kurtarır. Daha sonradan Rin bölgesine gidip charrların başkenti olan Kara Başkent’in(Black Citatel) kurulmasında rol oynayacaklardır.

Lich’in İstilası ve Charr İç Savaşı

Yeni Krytalı (New Krytian) alfabesinin kabulünden ve Durmand Manastırı’nın kuruluşundan 11 yıl sonra SS 1116 yılında, charrlar arasında Ateş Lejyonu’nun üst kesimine karşı ikinci büyük bir ayaklanma ortaya çıktı.

İnsanlar ile charrlar arasında kıyasıya süren bu mücadele zamanında, charrlar daha önce hiç yapmadıkları bir şey yapmışlardı; tanrılara tapmak.

İnsanların kıtaya ayak basmasından önce charrların hiçbir tanrısı yoktu. Dünyada inanılmaz güçlere sahip varlıklar olduğunun farkındaydılar fakat onları yenilebilecek düşmanlar olarak görüyorlardı. Fakat insanların ilk gelişleri sırasında charrları büyük yenilgilere uğratıp diyarlarından sürmesiyle, çoğu charr onların bu gücünü taptıkları tanrılara bağlamıştı. Görünüşte charrlar sadece kendi başlarına onlara karşı mücadele ediyordu.

Ateş Lejyonu’ndan bir grup şaman charrlara bir sesleniş yaparlar ve tapınacak tanrılar bulduklarını söylerler. Bu tanrılar Abaddon’un hizmetkarları olan Titanlardır. Lejyon sonradan ateş sembolünü tanrılarının sembolü olarak kullanacaklardır. Diğer lejyonlar tanrıları takip etmek konusunda tereddütte olmalarına karşın Ateş Lejyonu zorla olsa da; diğerlerini tanrılara tapmalarını sağlamak konusunda çok başarılı olmuşlardır. Titanlar charrlara Ascalon’un büyük kuzey duvarını yıkmalarına yardımcı olmuştur, tanrılar(!) gerçekten onların yanındadır.

Bu duruma daha fazla dayanamayan bir charr bu tanrı tapanlara karşı ilk ayaklanmayı başlatır; Kan Lejyonu’ndan Bathea Havocbringer. Ateş Lejyonu’nun charr hiyerarşisinde daha büyük güç ve hakimiyet için tanrıları kullandığını fark eden Bathea buna karşı gelir.

İster ölümlü olsun ister tanrı; hiçbir şeye boyun eğmeyeceğim!

Bathea Havocbringer

Bir çok charrı arkasına alan Bathea, şamanların bir gece kendisini kaçırıp tanrılarına kurban etmesi ile yaşamını yitirir. Hain damgası yiyen Bathea, cinselliğini kullanarak erkekleri tanrılarının yolundan saptırmak ile suçlanır ve bunun sonucu olarak Ateş Lejyonu bütün dişi charrları lejyonlardan men eder. Artık hiçbiri savaşlarda yer alamayacaktır.

Bu yapılana karşı çıkan bir çok kadın ve erkek charr olur, bir kısmı Bathea ile aynı kaderi paylaşırken; bir kısmı bu yapılanlara ve charrların yeni tanrılarına boyun eğmek zorunda kalır. Charrlar yüzyıllar boyunca bu halde yaşamışlardır, eski yaşamlarını yavaş yavaş unutarak.

Yanma olayından sonra bazı charrlar Ateş Lejyonu’nun onları kandırdığını fark eder. Bunların arasından Pyre Fierceshot isimli bir savaşçı charrların aklını başına getirmek ve bu duruma bir son vermek adına toplamaya girişir. Bu toplanan charrlardan biri olan ve aynı zamanda Pyre’ın torunu Kalla Scorchrazor bu isyanın başarılı olmasında kilit bir rol oynayacaktır.

Hiyerarşide alt kademe durumundaki kadın charrlar erkekler tarafından ciddiye alınmıyordu. Bunun sonucunda onların yanında rahatça konuşup eden erkekler sayesinde, kadın charrların bir çoğu olayların altında yatan gerçeğin farkına varmıştı.

Pyre’nin başlattığı bu isyan bir iç savaşa dönüşmüştür. Sayı anlamında daha yüksek olan Ateş Lejyonu bu iç savaşın kazananı durumundadır. Fakat Kalla’nın aklında olan bir fikir vardı; kadın charrların isyana katılması sonucunda isyancıların sayısı Ateş Lejyonu’nu ikiye katlayacaktı. Kalla neredeyse bütün kadınların (ve onlara bağlı olan erkeklerinin) desteğini aldı.

Fakat isyan içerisinde bazı charrlar ”geleneklerinin” bozulmasını kaldıramıyordu. Yüzyıllarca savaşlardan uzak kalmış kadınların isyana zarar vereceğini düşünüyorlardı. Buna son vermek adına Kalla leyjon imparatorlarına karşı bir meydan okuma gösterdi. Demir Lejtonu’nun imparatoru Forge Ironstrike bu meydan okumayı kabul etti. Forge kazanması durumunda Kalla’yı öldüreceğini ve onun ölümünün kadınlarını yerini hatırlaması konusunda hatırlatıcı olacağını söyledi.

Dövüş charrların şu anda Kara Başkent’inin bulunduğu Rin şehri kalıntılarında gerçekleşti. Kan Lejyonu Kalla’nın tarafını tutarken Kül Lejyonu ise Ironstrike’ın tarafındaydı. Ironstrike daha güçlü ve büyük olmasına karşın Kalla çok daha hızlı ve yetenekliydi. Dengesiz ve aşırı kuvvetli saldırılar yapan Ironstrike dövüşün ilerleyen zamanlarında Kalla’dan çok kendisine zarar verdi ve kan kaybı dolayısı ile yorgun düştü. Saldırıya geçen Kalla onu yere serdi ve pes ettirdi. Böylece bu meydan okuma sona ermiş oldu. Kadınlar yüzyıllardan sonra charr hiyerarşisindeki eski yerlerine kavuşmuşlardı.

Büyük bir gücü eline almış olan bu isyan hareketi, Ateş Lejyonu’na karşı Golghein düzlüklerinde son kez karşı karşıya geldi. Sayı üstünlüğü sayesinde yenilen Ateş Lejyonu en sonunda pes etti. Kalla bunu kabul etti, fakat Ateş Lejyonu’nun imparatoru kabul etmemişti.

Ateş imparatoru, Kalla ile olan karşılaşmasında ona zehirli hançerini saplamıştı. Charrlar savaşta yenilebilirdi, fakat pes etmek en büyük korkaklık göstergesiydi. Bu yaptığı ihanet Kalla’nın hayatına mal oldu, son sözleri ”En azından kız kardeşlerimin özgür olduğunu bilerek ölüyorum.” oldu.

İmparator Ironstrike, imparatorun boğazını oracıkta parçaladı. Ateş imparatoru ölmeden önce son ödülünü almıştı artık.

Bu iç savaştan yaklaşık 19 yıl sonra; son cüce taşa dönüşmüş ve İmparator Usoku, insan haricindeki bütün ırklara karşı acımasız tavırlar almıştır. Cantha sıkıntılı bir diktatörlük dönemindedir. Ve sonunda lich sessizliğini bozar.

Palawa Joko Elona’yı tekrardan işgal etmeye başlamıştır. Bu işgal sert ve acımasız olmuş, Güneşmızrağı Düzeni’nin tamamı yok edilmiştir. Aynı zamanda bu vakitlerde Kadim Ejderha Jormag büyük uykusundan tam anlamıyla uyanmış ve kıtanın kuzeyinde dört sene aralıksız devam edecek bir buz fırtınası oluşturmuştur. Bu fırtınaya ve Jormag’in kuvvetlerine karşı koyamayan Nord halkı güneye doğru göç etmiş ve Hoelbrak şehrinin kurmuşlardır.

Orada, okyanusun en karanlık ve en derin yerinde, Cobiah normalde var olmaması gereken bir şey gördü.

Bir kara parçası, okyanustan başka hiç bir şeyin olmadığı bir yerde.

Kara, parçalanmış kanatlar, uzun süredir ölmüş ama uyanmış bir şey.

Antik katedraller, yosunlarla kaplanmış. Cesetler, sanki solucanlar gibi yerin altından durmaksızın çıkmaya devam ediyorlar. Asla dinmeyecek okyanus dalgaları gibi.

Sea of Sorrows Bölüm 5 – Ree Soesbee

Charr istilasında okyanusun dibine batmış ve devasa bir mezarlık haline gelmiş Orr kıtası, Kadim Ejder Zhaitan’ın uyanmasıyla beraber tekrar su üstüne çıkar. Zhaitan’ın gücü ve zamanında uygulanmış ritüelin etkisi ile tamamen yürüyen ölülerin ”yükselmişler” ‘in yuvası haline gelmiştir. Yükselmişlerin istilası başlamıştır.

Tabi ki böyle devasa bir kıtanın tekrar su yüzüne çıkmasının büyük sonuçları olacaktı. Kryta kıtasının neredeyse bütün kıyıları, bazı adalar ve en önemlisi kıtadaki en önemli şehirlerden birisi olan Lion’s Arch sular altında kaldı.

Bu istila zamanında Kryta’nın kralı Baede yaşamını yitirir ve yerine oğlu Prens Edair geçer. Gururlu bir adam olan Edair, hakkı olan tahtı ve yönetimi eline almak ister ve istila altındaki Lion’s Arch’a boyundurluğu altına girmesi için bir ultimatom gönderir.

Bu sıkıntılı görüşmeler süresince Lion’s Arch konseyi, Lejyonlardan yardım istemekte dahil kurtuluşu için pek çok fikir ortaya atar fakat hiçbiri konsey içinde kabul görmez. Konsey masumları şehirden tahliye etmek için Asura Kapılarını kullanmayı planlar fakat kapılar aktif olmaz. Çünkü Lion’s Arch zamanında Asuralıların başkentinden çalınmış olan altınlar sayesinde yapılmıştır. Asuralılar bundan dolayı hala kin gütmektedir. Şehrin savaşmaktan başka çaresi kalmaz.

Edair’in donanması savaş için yeterince güçlü değildi, Prens bunun yüzünden savaşmak yerine başka bir planı uygulamaya koydu. Şehrin en büyük ticaret kaynağı olan deniz yolunu devasa bir barikat ile tıkadı ve şehrin açlıktan ölmesini bekledi. Bu bekleyiş sırasında eşkiyalar ve paralı askerler tutarak şehrin ve donanmanın içinde karmaşaların çıkmasını sağladı.

Konuya benzer diğer yazılar...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir